Günümüzde Ümmü Gülsüm bint Ali günümüz toplumunda büyük önem kazanmış bir konudur. Zamanla Ümmü Gülsüm bint Ali profesyonellerin, uzmanların ve genel olarak vatandaşların dikkatini çekerek günlük yaşamın farklı alanlarındaki etkileri ve etkileri hakkında bir tartışma yarattı. Bilimsel alandan kültürel alana kadar Ümmü Gülsüm bint Ali, çeşitli olgu ve sorunların tartışılması ve analizinde temel bir parça olarak kendisini kurmayı başardı. Bu nedenle, bu konu hakkında daha eksiksiz ve zenginleştirici bir bilgi edinmek için Ümmü Gülsüm bint Ali'in incelenmesini ve anlaşılmasını derinleştirmek zorunludur. Bu makalede, Ümmü Gülsüm bint Ali'in farklı bakış açılarını ve boyutlarını kapsamlı bir şekilde inceleyerek onun günümüz toplumu üzerindeki önemini ve etkisini anlamamıza olanak tanıyan kapsamlı bir vizyon sunacağız.
Ümmü Gülsüm bint Ali | |
---|---|
![]() | |
Doğum | 627 |
Ölüm | 680'den önce |
Din | İslam |
Evlilik | Ömer (638-644) |
Çocuk(lar) | Zeyd Rukiyye |
Ebeveyn(ler) | Ali Fatıma |
Makale serilerinden |
![]() |
Ümmü Gülsüm bint Ali, (Arapça: أمّ كلثوم بنت علي), Muhammed'in torunu, Ali ile Fatıma'nın kızı. Sünni ve bazı Şii kaynaklara göre Ömer'in eşidir.
627 yılında doğmuştur. Babası İslam peygamberi Muhammed'in damadı Ali, annesi Muhammed'in kızı Fatıma'dır. Ali'nin Ümmü Gülsüm adındaki iki kızından büyük olanıdır.
Ömer ile yaptığı evlilik Sünni kaynaklarda geçiyorken Şii kaynaklar arasında tartışmalıdır. Şii kaynaklarda; Ömer'in Ali'yi tehdit ederek kızıyla evlendiği, Ömer'in Ali'nin Fatıma'dan olmayan başka hanımından olan kızıyla evlendiği, Ömer'in Ali'nin Necran'dan çağırdığı bir cinle evlendiği ve böyle bir evliliğin hiç gerçekleşmediği gibi çeşitli rivayetler vardır.
Sünni kaynaklara göre Ömer, Muhammed ile akrabalık bağını güçlendirmek için Ümmü Gülsüm ile evlenme isteğini Ali'ye beyan etti. Ali ise kızının ergenlik çağına ermediğinden ve kardeşi Cafer bin Ebu Talib'in oğluyla evlendirmek istediğinden bu isteğe karşı çıktı. Ancak Ömer'in ısrar etmesi üzerine Ali rıza gösterdi. Ümmü Gülsüm Ömer ile 638 yılının son aylarında evlendi. Bu evlilikten Zeyd ve Rukiyye adında iki çocukları oldu.[1][2] Oğlu Zeyd annesi ile aynı gün ölmüştür, kızı Rukiyye ise İbrahim bin Nuaym en-Nehhâm ile evlenmiştir.[3]
Ümmü Gülsüm, kardeşi Hüseyin ve erkek akrabalarının çoğunun Emevi halifesi Yezid bin Muaviye'nin (680-683) güçleri tarafından katledildiği 680 yılındaki Kerbela Savaşı'ndan sağ kurtuldu. Hüseyin'in kervanındaki kadınlar ve çocuklar savaştan sonra esir alındı ve Kufe'ye ve ardından Emevi başkenti Şam'a götürüldü. Kufe'de Ümmü Gülsüm'e atfedilen halka yaptığı konuşmada o Yezid'i yaptığı zulümden ötürü kınadı, Hüseyin'i savundu ve Kufeliler'e onun ölümündeki rolleri nedeniyle kızgınlığını belirtti. Daha sonra serbest bırakıldı ve memleketi Medine'ye geri döndü.
Müslüman tarihçi İbn Ebî Tahir Tayfur (ö. 893) kadınların etkileyici konuşmalarından oluşan bir antoloji olan Balağatu'l Nisa eserinde Kerbela hakkında iki konuşma kaydeder. İki konuşmadan birini Küfe pazarında Ümmü Gülsüm'e, diğerini ise Şam'da Yezid'in sarayında kız kardeşi Zeynep'e atfeder. Ancak çoğu Şii yazar daha sonra her iki vaazı da Zeynep'e atfetmiştir. İlk vaazla ilgili olarak İbn Tayfur, Kufelilerin Muhammed'in ailesini esaret altında gördüklerinde ağlayıp sızladıklarını yazar. Ümmü Gülsüm (veya Zeynep) daha sonra kalabalığa hitap etti ve Hüseyin'in ölümündeki rolleri nedeniyle onları azarladı.
Halifenin eşi sıfatıyla Bizans kraliçesi ile hediyeleşmiştir. Ömer'in ölümünün ardından amcası Cafer bin Ebu Talib'in oğullarıyla evlenmiştir. İkinci evliliğini Avn ile, onun ölümünün ardından diğer kardeşi Muhammed ile, onun da ölümünün ardından Abdullah ile evlenmiştir. Cenaze namazını üvey oğlu Abdullah bin Ömer kıldırmıştır.[4]