Günümüz dünyasında Urheimat, farklı alanlarda giderek daha alakalı bir ilgi konusu haline geldi. Kişisel, profesyonel, akademik veya politik alanda Urheimat büyük bir etki yarattı ve uzmanlar ve genel olarak toplum arasında tartışma ve yansımaları ateşledi. Etkisi, ekonomi ve çevre de dahil olmak üzere kültürden teknolojiye kadar uzanır. Bu makalede, Urheimat'in yaşadığımız dünyayı nasıl dönüştürdüğünü ve dönüştürmeye devam ettiğini ve bunun kısa ve uzun vadeli sonuçlarını inceleyeceğiz.
Urheimat (Almanca: ur; "kökensel" + Heimat; "vatan"), bir ön dilin kökensel anavatanını tarif eden tarihsel dilbilim terimi.
Söz konusu dil ailesinin yaşına bağlı olarak ön dilin "anavatanı", eğer yayılma tarihsel göçler sonucu gerçekleştiyse neredeyse kesin olarak, çok eski tarih öncesi dönemlerde meydana geldiyse daha az kesinlikle tespit edilebilir.
Proto-Hint-Avrupalılar'ın (PIE) anavatanı hakkında en yaygın kabul gören öneri, bu dilin Pontus-Hazar bozkırlarında MÖ 4000 civarında yayılmaya başladığını savunan "bozkır hipotezidir".[1][2][3][4][5] Azınlıkta kalan bazı araştırmacılar ise anavatanın Anadolu’da MÖ 8000’de var olduğunu savunan Anadolu hipotezini destekler.[1][6][7] Dikkate değer bir ihtimal olsa da, üçüncü sav olan ve anavatanı Kafkasya’nın güneyine yerleştiren Ermeni Hipotezi'nin büyük olasılıkla doğru olmadığı düşünülmektedir.
Ön Hint-Avrupalı anavatanı hakkında, Neolitik Kreolizasyon Hipotezi, Paleolitik Süreklilik Teorisi ve Yerli Aryanlar teorisi de dâhil olmak üzere başka birkaç açıklama da öne sürülmüştür.
Türk dillerinin kökenleri ve ortaya çıktığı zaman tartışmalı konular olmasına rağmen, urheimat'ları için Trans-Hazar bozkırlarından Kuzeydoğu Asya'da bulunan Mançurya'ya kadar çeşitli bölgeleri kapsayan pek çok teori vardır.[8][9][10]
En eski Çin kayıtlarından önce yazılı kaynakların olmayışı ve ilk Türk halklarının göçebe olmaları, Türk dilinin kökensel anavatanının konumunun belirlenmesini ve tarihlendirilmesini zorlaştırmaktadır. Proto-Türk urheimat'ının konumunu bulma girişimleri, genellikle Batı ve Orta Sibirya'nın ve güneyindeki bölgelerde gelişmiş erken arkeolojik ufuklar ile bağlantılıdır.[11]
Anadolu Türklerinde, Doğu Asya gen havuzunun Anadolu Türklerinin genetik popülasyonuna katkısı %9[12] civarındadır. Doğu Asya oranı başka bir Türki halk olan Kazaklarda %55 civarındadır. Doğu Asya gen havuzu, genetik popülasyonu oluşturan gen havuzlarından yalnızca biridir.[13][14]