Bugün Konservatuvar, geniş bir izleyici kitlesinin dikkatini çeken oldukça alakalı bir konudur. Konservatuvar gerek toplum üzerindeki etkisi, gerek bilimsel alanla ilgisi, gerekse popüler kültür üzerindeki etkisi nedeniyle kimseyi kayıtsız bırakmayacak bir konu. Tarih boyunca Konservatuvar hayatlarımızı şekillendirmede önemli bir rol oynamıştır ve önemi çağdaş dünyada da açıkça görülmektedir. Bu yazıda Konservatuvar'in tüm yönlerini ve bildiğimiz dünyayı nasıl şekillendirdiğini derinlemesine inceleyeceğiz.
Konservatuvar kelimesi, Türkçeye İngilizce, Fransızca ve İtalyanca gibi Latin kökenli dillerden girmiştir (İng. Conservatory, Fra. Conservatoire, İta. Conservatorio) ve hepsinin okunuşu, bugün Türkçede kullanılan konservatuvar kelimesine benzemektedir.[1][2][3] Bazı kaynaklarda konservatuvar olarak da yazılmaktadır.[4]
Kelime anlam olarak muhafaza eden, koruyan anlamındadır ve bir sanatın veya sanat dalının korunması, bu sanat dalının bir ekol haline getirilmesi olarak düşünülebilir. Bazı yorumlara göre sanatın korunması, güncel olarak yorumlanması ile mümkündür.
Konservatuvar eğitimi ve yapılanması genel olarak müzik üzerine kuruludur. Ancak bazı konservatuvarlarda müzik dışında dans, drama ve müzikal gibi eğitimleri içeren çalışmalar da bulunmaktadır.[5] Türkiye'de ise dünyadaki eğitime benzer şekilde genelde Müzik, Müzikoloji ve Sahne Sanatları adı altındaki bölümlerde eğitimler toplanmaktadır. Bu eğitimler kapsamında, sahne sanatlarının altında, bale, opera ve tiyatro gibi eğitimler de verilmektedir.[6]
Genel olarak Akdeniz havzasındaki ülkelerde yaygın olarak görülen ama dünyanın bütün ülkelerinde faaliyetini sürdüren konservatuvarlar ile akademik eğitim yapan kolej, üniversite ve enstitüler karşılaştırılmaktadır. Türkiye'de hem akademik eğitime devam eden üniversitelerde hem de üniversitelerin altında kurulmuş olan konservatuvarlarda aynı eğitimlerin yapıldığı görülmektedir. Bu ikilem, zaman zaman tartışmaları beraberinde getirmektedir.
Konservatuvarların en önemli özelliği, akademik çalışmaların yanında, öğrencilerin yüksek oranda uygulamaya yönelebilmesi ve profesyonel standartlarda ilgili sanatı uygulama geliştirme ve yayınlama şansını elde etmesidir. Akademik eğitimlerde izlenen ve toplu eğitimin aksine bazı sanat dallarındaki bireysel eğitim ancak konservatuvarlarda yakalanabilmektedir.[7]
Konservatuvarların üniversite programlarından farkı ise genelde üniversite programlarında verilmekte olan ve müzik dışı, edebiyat, yabancı diller, tarih ve hatta matematik gibi akademik eğitimlerin zorunlu olmamasıdır.[8]
Sonuç olarak Türkiye'de her iki akım olan konservatuvar programları ve üniversitelerin ilgili programları arasında belirli bir denge elde edilmiştir.[9]
Bazı bölümleri en geç ortaokul, bazı bölümleri ise liseden sonra üniversite seviyesinde öğrenci kabul etmektedir. Her seviyeden öğrenci kabulü için jüri karşısında yeteneğe dayalı bir sınav vermek gerekmektedir. Üniversite seviyesindeki kabul için, öğrencilerin lise mezuniyeti ardından ÖSYM tarafından yapılan sınavlarda belirli bir başarı elde etmesi gerekmektedir. Ardından istenilen bölümün yetenek sınavına girilerek bir jüri değerlendirmesine tabi tutulurlar. Başarılı olan öğrenciler bölüme kabul edilir ve eğitimlerine başlarlar.[10]
Konservatuvarlarda verilen eğitim, genel olarak akademik eğitime paraleldir. Uluslararası düzeyde verilen unvanlar aşağıdaki şekilde sıralanabilir:
Doktora seviyesi, bazı ülkelerde farklılık göstermektedir. Konservatuvarların üniversite bünyesindeki yapılanması, diğer akademik birimlere tam uymadığı için doktor unvanı dışında farklı unvanlar kullanılmaktadır. Örneğin Amerika'da A.D. (Artist Diploma, Sanatçı Diploması) şeklinde ifade edilen farklı unvanlar da bulunmaktadır ve hem lisans hem de lisans üstü eğitimlerle verilmektedir. Türkiye'de de sanatta yeterlilik unvanı kullanılmaktadır.