Ambivalenz günümüzde toplumda büyük ilgi uyandıran bir konudur. Uzun bir süredir Ambivalenz, uzmanlar ve kamuoyu arasında çelişkili görüşlerin oluşmasına neden olan tartışma ve ihtilafların konusu olmuştur. Bu makalede, Ambivalenz konusunu derinlemesine inceleyeceğiz, farklı yönlerini keşfedeceğiz ve mevcut bağlamda önemini analiz edeceğiz. Tarih boyunca Ambivalenz çeşitli alanlarda önemli bir rol oynamış ve insanların çevrelerindeki dünyayı algılama biçimini etkilemiştir. Bu nedenle, bugünkü etkisini anlamak ve gelecekteki gelişimini tahmin etmek için Ambivalenz'i iyice anlamak önemlidir.
Ambivalenz, yani duygu; birbiriyle bağdaşmayan duygu, düşünce, istek ve amaçların kişide aynı zamanda toplanmasıdır.
Ambivalenz deyimini ilk Eugen Bleuler (1857-1939) ortaya atmıştır. Bleuler, üç ayrı ambivalensin olduğunu benimsenmiştir.
Birincisi; istem alanındaki ambivalensdir. Yani kişi aynı zamanda hem su içmek isteyip, hem istemeyebilir.
İkincisi; düşünsel alandaki ambivalensdir. Yani kişi bir görüşü hem savunup, hem karşısında durabilir.
Üçüncüsü; duygu alanındaki ambivalensdir. Yani kişi bir kimseyi hem sevip, hem ondan nefret edebilir.
Bleuler, ambivalensi şizofreninin birincil belirtisi sayar. Yalnız normal ruh bilim alanında da ambivalensin varlığı benimsemezlik etmez. Ambivalenz kavramını Bleuler'den alan Sigmund Freud, bunu daha çok duygusal alanda kullanmıştır. Buna göre ambivalenz, gelişimin pregenital (ilk altı yıllık cinsel gelişim süreci) evresinde ön plandadır. Söz konusu dönemde cinsel ve saldırgan içtepiler varlığını sürdürür. Amvibalenz, kimi belli duygularda, örneğin yas ve kıskançlıkta ya da belli durumlarda, örneğin depresyonda ya da saplantı nevrozunda çok belirgindir. Bütün psikanalistler (ruh çözümcüler) duygusal çelişkinin nevrozlarda alabildiğine önemli bir rol oynadığında hem görüşlüdür.