Bu yazımızda Ömer Lütfi Paşa'in günümüz toplumundaki önemini analiz edeceğiz. Ömer Lütfi Paşa uzun zamandır tartışma ve tartışma konusu olmuştur ve insan yaşamının çeşitli alanlarına etkisi yadsınamaz. Ömer Lütfi Paşa, kökeninden bugünkü evrimine kadar insanlık tarihinde silinmez bir iz bıraktı. Bu analiz aracılığıyla bunun kültür, ekonomi, politika ve teknoloji üzerindeki etkisini keşfedeceğiz ve çağdaş dünyadaki önemi üzerine düşüneceğiz. Uzman görüşmeleri ve istatistiksel verilerle Ömer Lütfi Paşa'in düşünme ve hareket etme şeklimizi nasıl şekillendirdiğini ve insanların günlük yaşamlarında nasıl önemli bir rol oynamaya devam ettiğini keşfedeceğiz.
Ömer Lütfi Paşa | |
---|---|
![]() Ömer Lütfi Paşa, y. 1854 | |
Doğum | Mihajlo Latas 24 Eylül 1806 Janja Gora, Plaški yakınları, Askerî Sınır Bölgesi , Avusturya İmparatorluğu |
Ölüm | 18 Nisan 1871 (64 yaşında) Eyüpsultan, İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu |
Defin yeri | Bostan İskelesi, Eyüpsultan |
Bağlılığı | ![]() ![]() |
Branşı | ![]() ![]() |
Hizmet yılları | 1820'ler – 1871 |
Rütbesi | Müşîr |
Çatışma/savaşları | |
Ödülleri | ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Ailesi | |
Eşi | İda Hanım (çocuksuz boşandı) Adviya Hanım (çocuklu) |
Ömer Lütfi Paşa veya doğum adıyla Mihajlo Latas (Sırpça: Михајло Латас ya da Омер-паша Латас; 24 Eylül 1806, Janja Gora – 18 Nisan 1871, İstanbul), Osmanlı Serdar-ı ekremi, Müşîri, Seraskeri ve valisi. Latas, Avusturya İmparatorluğu'nda Sırp Ortodoks Hristiyan bir ailede doğdu ve Avusturya ordusunda görev yaptı. Yolsuzluk suçlamalarıyla karşılaştığında, 1823'te Osmanlı kontrolündeki Bosna'ya sığındı ve İslam'a geçerek Osmanlı ordusuna katıldı; hızla terfi etti. Osmanlı İmparatorluğu genelinde birçok isyanı bastıran Latas, Kırım Savaşı'nda başkomutan olarak görev yaptı. Yergöğü Muharebesi'nde Rusları yenilgiye uğratıp Tuna Nehri'nin ötesine püskürterek Osmanlı'nın Eflak-Boğdan Prenslikleri üzerindeki kontrolü yeniden sağladı. Olteniça, Çatana, Gözleve, Sivastopol ve İngur'daki çatışmalarda önemli zaferlere öncülük etti. Üstün stratejik ve diplomatik yetenekleriyle tanınan bir komutandı.
Ömer Lütfi Paşa (doğum adıyla Mihajlo Latas (Sırpça: Михајло Латас),[1] Sırp kökenli ve Ortodoks Hristiyan bir ailede, Avusturya İmparatorluğu'nun Askerî Sınır Bölgesi'nin üzerinde olan Janja Gora'da (günümüzde Hırvatistan'in Lika bölgesindeki Plaški belediyesinde), 24 Eylül 1806'da doğdu.[2] Babası Petar, Avusturya ordusunda görev yapmış ve zamanla Ogulin bölgesinin vali yardımcılığına atanmıştı.[3] Amcası Ortodoks papazıydı.[4]
Mihajlo, zeki ve canlı bir çocuk olmakla birlikte oldukça sağlıksızdı. Askeriyeye karşı büyük bir ilgi geliştirdi ve Gospić'teki okuldan ayrıldıktan sonra Zadar'da bulunan bir askerî okula gitti; burada, sınırda bulunan babasının Ogulin Alayı'na kadet olarak kabul edildi. Güzel bir el yazısına sahipti ve bu nedenle yazı işlerinde görevlendirildi. Babasının yolsuzluk hattında birini rahatsız etmesi ve zimmete para geçirme suçlamasıyla mahkûm edilmesi gibi olaylar yaşanmayasaydı, Mihajlo bu işini devam edip başarılı bir kariyere sahip olabilirdi. 1823'te Osmanlı İmparatorluğu'nun Bosna Eyaleti'ne kaçarak, devletin kasasından 180 florin çaldığı iddiasıyla yargılanmaktan kurtulur.[5]
Bosna'ya kaçtıktan ve bir süre zor koşullar altında yaşadıktan sonra, Latas'a 1828'de, bir Türk tüccarının çocuklarına özel ders verme teklifi yapıldı; ancak bunun için Hristiyanlıktan İslam'a geçmesi ve sünnet olması şart koşuldu. Bunu kabul eden Latas, yeni adı olarak Ömer Lütfi'yi aldı. Sokaklarda kalmaktan kurtulmak için gerekli bir koşul olan bu durum, kültürel açıdan da büyük bir adımdı zira gelecekteki bütün çatışmalarda Osmanlılarla olacağına dair kararını doğal olarak şekillendirdi. Ailenin İstanbul'a taşınmasıyla Ömer'in önüne yeni fırsatlar çıktı. Kurnazca bağlantılar kurarak ve Avrupalı eski bir asker olarak ilgi çekici bulunmasını da kullanarak, Erkân-ı Harbiye'de eğitmen olarak atandı. Bu sayede askerî uzmanlığını kanıtladı. Yeniçeri Ocağının topa tutularak yok edilmesinin ardından Osmanlı Ordusu'nun yeniden örgütlenmesiyle meşgul olan aslen Polonyalı Osmanlı generali Wojciech Chrzanowski'nin yaveri olarak görevlendirildi.[6]
Artık bir binbaşı olan Ömer, Bulgaristan ve Tuna bölgelerinde bir haritalama projesini tamamladı ve gelecekte işine yarayacak olan bu bölge hakkında ayrıntılı bilgiler edindi. Chrzanowski, ordunun yeniden örgütlenmesi konusundaki fikirlerinden de yararlandı; karşılığında ise Ömer'in Osmanlı toplumuna tanıtılması konusunda kolaylık sağladı. Böylece, Çerkes Hafız Mehmed Paşa'nın kızı olan zengin bir mirasçı Adviye Hanım ile tanıştı ve evlendi. Bu evlilik, Osmanlı askerî çevrelerinde hızlı yükselişinin başlangıcı oldu. Ömer'in evliliğinin kendisine birçok kapıyı açtığı şüphesizdi; ancak yüksek komutanlık görevlerinin getirdiği zorluklarla başa çıkma konusunda da yetkin olduğunu kanıtladı. Veliaht Abdülmecid'nın yazısını geliştirmek üzere öğretmeni oldu ve 1839'da Abdülmecid'in tahta geçmesiyle birlikte albaylığa terfi edildi. Kısa bir süre sonra İstanbul Askerî Valisi olarak atandı.[6]
1839-1841 Osmanlı-Mısır Savaşı sırasında Suriye'de bir isyanı bastırmak için düzenlenen seferi başarıyla yönetti ve 1842'de Trablus Eyaleti'nin valisi oldu. 1843-1844 yıllarında yerel Müslüman aristokratların tarafından başlatılan Kara Derviş İsyanını bastırma konusunda üstün başarı gösterdi. Ardından 1845 Arnavut İsyanı'nı bastırdı. 1846 Bedirhan Bey İsyanını bastırmak üzere Van Eyaleti'ndeki Hakkâri şehrine yönelik başarılı seferi gerçekleştirdi.[6] 1848 Macar Devrimi'nin sonrasında Ömer Lütfi Paşa, Osmanlı kuvvetlerinin Eflak ve Boğdan'daki komutanlığına getirildi. Rus ve Avusturya ordularıyla potansiyel bir çatışma içerebilecek, oldukça karmaşık bir durumu kararlı ve etkili bir şekilde yönetmesi, onun önemli diplomatik yeteneklere sahip olduğunu gösterdi.[7] 1850'de Bosna'daki komutanlık görevi geldi. Burada, daha önce bir isyan sırasında Osmanlı için savaşan ancak sonrasında bağımsız bir güç merkezi inşa etmeye başlayan Ustolçalı Ali Paşa Rıdvanbegoviç'i idam etti.[8] Osmanlı merkezi gücünü pekiştirmek amacıyla, Müslüman inancına sahip olan yerleşik ve saygın aristokrasiyi idam, yağma ve ortadan kaldırma yoluyla hedef aldı. Bosna Valisi olarak ve bölgedeki en üst düzey Osmanlı yetkilisi sıfatıyla komşu Karadağ'a bir sefer düzenledi. Ancak Avusturyalılar müdahale etti ve Babıâli'yi temsilcisini İstanbul'a geri çağırmaya zorladı.[9]
En önemli hizmetlerini Kırım Savaşı'nın patlak vermesiyle gerçekleştirdi. Osmanlı ültimatomu göz ardı edilince, 27 Ekim 1853'te Ömer Paşa ordusunu Tuna Nehri'nin üzerinden geçirdi ve bu durum, Büyük Doğu Krizi olarak bilinen süreci başlattı. Ömer Paşa, Eflak'ın güneyindeki Olteniça'da General Pyotr Dannenburg komutasındaki sayıca üstün Rus kuvvetlerine karşı güçlü bir direniş gösterdi ve zafer kazandı. Aralık ayının başlarında Londra'da bir toplantı düzenlenmesi kararlaştırıldı ve Ömer Paşa da temsilcilerden biri olarak belirlendi. Ancak 'Sinop Katliamı' olarak bilinen baskın, barış umutlarını sona erdirdi. Ocak 1854'te Lord Raglan'ı sözünü tutmaya ikna ederek Varna'yı takviye ettirmeyi başardı. Ömer Paşa'nın liderliğindeki Yergöğü Muharebesi'nin ardından Ruslar, Eflak-Boğdan Prensliklerinde kontrollerini kaybederler ve panik hâlinde Tuna'dan püskürtülür. Daha sonra Raglan, Osmanlı kuvvetlerinin Avusturya'yı savunma amaçlı bir karşı saldırıya kışkırtmak amacıyla Prut Nehri üzerinden saldırı düzenlemesini istemiş olsa da, ne Viyana ne de Ömer Paşa'nın kuvvetleri böyle bir felakete çekilmek istemedi.[10]
Ocak 1855'ten sonra Osmanlı birliklerini Kırım'a taşıyan nakliye gemileri nihayet ulaştığında, Ömer Paşa'nın İstanbul'daki İngilizleri kararlı bir şekilde yönetmesi, Kırım'daki cephenin istikrara kavuşmasına katkı sağladı. Eflak'tan yeni gelen Osmanlı birlikleri henüz ulaşmışken, Korgeneral Stepan Khrulev komutasındaki 19.000 Rus askeri, 17 Şubat 1855'te Gözleve garnizonuna saldırdı. Ancak bu saldırı, üstün Osmanlı topçu ateşi ve Kraliyet Donanması'nın desteğiyle 800 Rus askerinin öldüğü bir fiyaskoya dönüştü. Bu çatışmadaki komutanlar Ömer, Mehmet İskender ve Behram paşalar idi. Kısa süre sonra Sivastopol Kuşatması'nda Osmanlı birliklerine komuta etti ve Behram Paşa'nın itirazlarına rağmen Kars Kuşatması'nı hafifletmek için Gürcistan'a bir harekât düzenledi. Her ne kadar İngur Muharebesi'nde taktiksel başarı elde etse de, Kars'ın Ruslarca alınması sonucunda operasyonu sonlandırmak zorunda kaldı.[11] Net ve kesin bir askerî düşünce yapısına sahip olan Ömer Paşa, cesur kararlar aldı ve bunları kararlılıkla uyguladı. Disiplin konusunda katı ve sert bir ünü olmasına rağmen, adamları tarafından saygı duyulan ve takdir edilen bir komutandı. Diğer müttefikler yerel savaş koşullarına uyum sağlamakta zorlanırken, Ömer Paşa bu tür durumlarla daha önce sıkça karşılaşmıştı.[12]
1857'de Irak ve Hicaz orduları komutanı ve Bağdat valiliğine getirildi. Abdülaziz'in padişah olması ile tekrar Rumeli Müşiri oldu. Osmanlı-Karadağ Savaşı sırasında Karadağ Prensliği'nin başkenti Çetine'yi ele geçirmesiydi ve bu, zorlu bir başarı olarak kabul edildi. Aynı zamanda Ostrog Muharebesi'nin galibidir. 1867'de Girit İsyanını bastırmak üzere Girit valisi yapıldı. Mehmed Namık Paşa'nın yerine ikinci kez Serasker olarak atandı. 1869 yılında Hassa Müşiri görevine getirildi ve bu son görevi oldu. 18 Nisan 1871'de Eyüpsultan'da öldü ve Bostan İskelesine defnedildi.[13] Sicill-i Osmânî'de, Ömer Lütfi Paşa'nın "Askerliği iyi bilir, harp sanatından anlar, hamiyetli ve aşırı gayretli, namuslu bir kumandan" olduğu söylenmektedir.[14]
Omer Pasha - his uncle, a dignitary of the United Greek Church